uçakla gelen düğün alayı

30/9/2006 -Kategori: ayniyle vaki-hatiralar

onu ilk defa gördüğümde haremde gazete satıyordu.

ailesi onu reddetmiş, artık bizim yanımıza gelme demiş,başının çaresine bakmasını söylemişlerdi.

nedeni ise namaz kılmaya başlamasıydı.

ailesi dine karşı bir yapıya sahipti.

oğullarının dindar arkadaşlarla tanıştıktan sonra değişmesi onları mutlu etmemişti.

halbuki hali düzelmiş, kötü alışkanlıkları terketmiş,çevresinde saygı uyarmaya başlamıştı.

önceki haliyle kıyaslasalar memnun olmaları gerekirdi ama namaza başlaması,

kuran öğrenmesi; dahası ilahiyatı okumak istediğini söylemesi ailesini çılgına çevirmişti.

o da soluğu kendisine namazı öğreten arkadaşlarının yanında almıştı.

para kazanması, daha doğrusu hayatını kazanması gerekiyordu.

çalışacak dersaneye gidecek, çalışacak ilahiyatı kazanacaktı.

hakikaten dediği gibi olmuş,ilahiyatı kazanmıştı.

bu başarısı ailesiyle iplerinin tamamen kopmasına neden olmuştu.

artık bizim böyle bir oğlumuz yok diyorlardı.

sonradan başak bir şehirde kazandığı okulunu bitirdiğini,  istanbula tayini çıktığını öğrendim.

bu sırada tanıştığı izmirli bir kızla nişanlandığını, yazın düğün yapacaklarını, düğünün izmirde olacağını öğrendik.ailesi kendisine sahip çıkmadığı için düğünü izmire almışlardı.

buradan ayrılalı uzun yıllar olduğu için onu tanıyan kimse kalmamış,

düğününe erkek tarafı olarak samimi bir kaç arkadaşından başka kimse katılmamıştı.

düğündeki garipliğini tarif etmeye sanırım gerek yoktu.

izmirden istanbula dönüşün nasıl olacağını düşünmüşler,

gelin arabası ile gelmesinin zor olacağına karar vermişlerdi.

en iyisi uçak bileti alıp,istanbula dönmekti. böylelikle hiç olmazsa geline ve ailesine bir jest yapmış olacaktı. ancak ne düğüncüsü vardı, ne sağdıçı.

nede kendisi ile birlikte gelecek, düğünün heyecanını yaşatacak aileden biri yada bir arkadaşı.

bütün bunlar bir tarafa istanbulda kendisini karşılayacak kimsesi de yoktu. eşyaları bir şekilde kargo ile göndermişlerdi ama gelini nasıl götürecekti evine.

haydi taksi tuttu diyelim eve gittiklerinde karşılamasız tek başlarına mı gireceklerdi.

samimi arkadaşlarının pek çoğuda istanbulu terketmişler, herkes bir yere tayin olmuş gitmişti.

rica edeceği neredeyse kimse kalmamıştı.

bütün bu düşüncelerle dolu havaalanına gitmişlerdi.

uçağın kalkmasına biraz vakit vardı.

şurada namazımı kılayım diye mescide girdi.

mescidde namaz kılarken hocaefendinin de orada namaz kıldığını gördü.

bu ne mutlu bir tesadüftü böyle.

namazdan sonra gidip bir hayır duasını alayım dedi.

bir iki defa hocaefendinin yanına gitmişlerdi ama hep kalablıkta gittikleri için kendisini tanımasına ihtimal vermiyordu. tanışmada nerede okuduğunu sormuş, hayır duada bulunmuştu  ama aradan yıllar geçmişti.

ama hayır beklediği gibi olmadı.

"nasılsın" dedi, okulu bitirip bitirmediğini, atanıp atanmadğını sordu.

"hayır mı izmirde ne işin vardı" diye sordu.

"düğün için geldiğini" öğrenince "hani teşyicilerin, gönderenler, karşılayanlar".

cevaplardeki burukluktan iyi gitmeyen birşeyler olduğuanlaşılıyordu.

teferruatını sormadan dedi ki:

"işte biz erkek tarafıyız. seni götürmye biz geldik. ve istabulda havaalanında seni karşılamaya yüzlerce kişi gelmiş seni bekliyor." adeti olmadığı halde hemen istanbulu aratarak kendisini karşılamaya gelmelerini istedi.

 

bir anda garip bir düğün, şaşaalı bir şekle dönüşmüştü.

damat rüyada gibiydi. uçakta gelin ve damat hocaefendinin yanına oturdular.

hikayelerinin ayrıntılarını dinledi. üzülmemelerini,böyle şeyleri sahabelerinde yaşadığını söyledi.

örnekleri kendinden hareket bu demekti zaten.

sahabenin yaşadığını yaşamadan onların başardığını başarmak mümkün olamazdı ki.

seyahat çabucak bitmiş, istanbula inmişlerdi.

artık havaalanında kendisini bekleyen onlarca araba gördü.

hocaefendinin arabasına bindiler.

Eve dönüyorlardı ama, o ne düğün alayı idi.

caddelerde korna çalarak gidiyorlardı.

damat mutluluktan düşüp bayılacaktı ama bayılmanın sırası değildi.

işte evlerinin önüne gelmişlerdi, bütün mahalleli sokağa çıkmış bu kalabalığın kim olduğunu merak ediyordu.

hangi meşhur aceba buraya geldi merakı içinde camlar tıklım tıklımdı.

gelin ve damat arabadan indi.damat doğruca gitti hocaefendinin elini öptü.

hocaefendi "kusura bakmayın, düğününüze gelemedik, şu hediyemizi  kabul edin "

diyerek damada çıkardı hatırı sayılır bir para taktı.

damat ve gelin olayın şoku içinde gidenlere el sallıyor, mutluluk gözyaşları döküyorlardı.

 

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

yüz dolar nasıl on bin dolar oldu

7/9/2006 -Kategori: ayniyle vaki-hatiralar

FATİH ZEKİ


Semerkanta atanan öğretmen arkadaşım,

kuralardan sonra semerkanta gitmek için hazırlıklarını yapmış,

pasportunu vasairesini hazırlamış ve en sonda

arkadaşlardan orada tüm para değilde

bozuk para daha çok işe yaradığını öğrenmişti.
der ki kendi kendine:

"arkadaş, ben yüz dolarlardan birini bir dolarlık yaptırayım.

orada bozuk para pek bulunmuyormuş."
velhasıl gider bir bankaya(bir öfk da olabilir) 

uzatır yüz dolarlardan birini 

"şu yüz doları bir dolarlık olarak bozarmısınız?"
kasadaki şahıs "hay hay" der "ancak bana anlat niçin birlik istersin"
arkadaşta anlatır orta asyaya tayini çıktığını ,

orada birlik dolarların daha çok  işe yaradığını vesair.
neyse adam çıkarır ona bir deste para verir alır yüz doları.
arkadaş atar çantasına  vezneden aldığı bir tomar parayı,

vedalaşır ayrılır beş dakikada samimi olduğu veznedardan.

ayrılır ayrılmasına da
akşam veznedar hesabı tutturamamaktadır.
alttan toplar üstten toplar toparlayamaz on bin dolara yakın açığı.
allem eder kallem eder, yazılamayan,

gözden kaçan var mı der inceler ama nafile.
bir kaç yıllık maaşıdır mevzu bahis olan.
hani üç beş kuruş olsa cebinden verecektir

ama bu boyunu aşan bir şeydir.

emekli ikramiyesi  gibi bir şey.
iyice ümitsizliği kapılmıştır ki

aklına bugün bozduğu yüz dolar gelir.
orta asyaya tayini çıkan gence bozduğu yüz dolar.
eğer ona verdiği birlik deste değilde yüzlük desteyse

hesap doğru olmaktadır.
hemen araştırır gidebileceği yerleri,
"bugün yarın uçağının kalkacağını söylemişti genç" der.
sonunda bir kaç telefon görüşmesinden sonra

orta asyaya gideceklerin vize bilet işlemlerini yapan bir acentanın olduğunu öğrenir.
müdüre açar konuyu artık rahatlamıştır.
müdür iki görevlisini acentaya gönderir
ama "sarı çizmeli mehmet ağa"dır aradıkları.

orta asyaya gideceğini söyleyen ve bir bankadan yüz dolar bozduran kişi.
aradıkları adam hakkında bildikleri bundan ibarettir.
acenta yetkililerine anlatırlar durumu.
güler acentadaki şahıs," hemşerim boşuna umutlanmayın,

bende olsam ortadan kaybolurum böyle bir durumda."
olsun derler görevliler biz gelene soralım belki buluruz
gelen sorarlar "falan bankadan para bozdurdunuz mu?"
tuhaf tuhaf bakar muhatapları.
"inşalah bulursunuz " derler ama ihtimal vememektedirler pek.
derken öğleye doğru elinde çantası bir genç dalar,

selam kelamdan sonra vizesini sorar acenta yetkilisine
acenta yetkilisi o gence de durumu anlatır:

"iki bey böyle bir şey arıyor "
hiç duraksamadan konuşur delikanlı:

"Allah Allah, ben bozdurdum oradan parayı, hiçte bakmadım doğrusu
evde baksaydım böyle heyecanlandırmazdım onları" der
açar çantayı çıkarır dünkü bozdurduğu parayı
bakar hakikaten dolarlar birlik değil yüzlük destedir.
uzatır on bin doları
bilmeden bir günlük heyecana sebep olmasının verdiği üzüntü ile,
"hakkınızı helal edin" der
"heyecanlanmanıza iradem dışında sebep oldum".

RUMELI KAVAGI

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

semerkanda tayini çıkan matematikçi

7/9/2006 -Kategori: ayniyle vaki-hatiralar

FATİH ZEKİ


O arkadaşı  ilk defa kura çekiminde görmüştüm.
Matematik öğretmenlerinin kurası çekiliyordu.
O gün kuralarda şöyle bir yol benimsenmişti.
Branş branş çekiliş yapılıyor, daha sonra o branşa ihtiyacı olan

şehirlerin isimleri okunuyor ve okunan her şehre karşılık

bir öğretmen ismi çekiliyordu.
işte matematikçilerin tayinleri yapılırken de

özbekistan şehirleri okunmaya başladı.
semerkant adı okununca bu arkadaş kura çekilmeden ayağı kalktı.
kuraları hocaefendi çekiyordu.

" bir şey mi söyleyeceksin?" diye ona sordu.
o da "hocam siz kurayı çekin" dedi

"ondan sonra söyleyeceğim "

hocaefendi öğretmen isimlerinin olduğu bölümden ismi çekti.
yüksek sesle okudu.
arkadaş o benim hocam dedi
hoca "nereden bildin semerkanta senin tayin olacağını,

 kurada oranın çıkacağını"
"hocam bu gece rüyamda iki kutlu kişi geldi.

 seni götürmeye geldik dediler.
 bende nereye götüreceksiniz beni diye sordum.
 seni semerkanta götürmeye geldik dediler.
anladımki bugün benim tayinim semerkanta çıkacak.

o yüzden siz kurayı çekmeden ben ayağı kalktım

 ne de olsa benim adım çıkacak diye."
hocaefendi çok sevindi.

 arkadaşa ve orada bulunanlara dua etti.
dedi ki: " bir ezeli takdir var.

belki biz burada kuraları çekiyor yerlerinizi

belirlediğimizi düşünüyoruz ama hepinizin yerleri takdir edilmiş.

oralara giderken bu takdiri ve takdiri yapanı unutmayın."


daha sonra hatırladım

kura çekimi için hocaefendi salona girdiğinde

hepimizin yüzlerine baktı ve iyice süzdü.
zaten hocaefendi genelde hep muhataplarını tek tek süzer, inceler

bir nevi tanışmadır onun için.
eğer tanışmak kabilse tanışır, değilse süzer herkesi.
bir müddet sonra "maaşallah "dedi
"hepiniz adını sanını ilk defa duyduğunuz yerlere gideceğinizi

bildiğiniz halde pek memnun ve mutlu görünüyorsunuz.

birazdan kuralar çekeceğiz.

kiminizin tayin tuvaya, kiminizin buryata,

yakutistana yada kazakistan- aktöbeye,

savaşın yaşandığı tacikistana tayinler yapacağız.

hiç birinizde aceba benim tayinim nereye çıkacak endişesi yok.
hangi uzak memlekete çıkacak tayinim

ve ben oraya nasıl gideceğim orada başıma neler gelecek endişesi okunmuyor simalarınızdan adeta düğüne gidecekmiş gibi rahatlık,

arkadaşlarını görecekmiş gibi heyecan var"

deyince şu cevabı verenin aynı arkadaş olduğunu anladım.
"hocam siz bize yaptığımız iş hizmettir dediniz

bizim için hizmete gitmek düğüne gitmek gibidir ."
hocaefendide o arkadaşa dönüp :

"Allah sizden razı olsun."

ve ellerini kaldırıp:
"Allahım bana hizmete gitmeyi düğüne gitmek gibi  gören arkadaşlar nasip ettiğin için sana  hamdederim."

AYASOFYA

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

MUSKA

5/9/2006 -Kategori: ayniyle vaki-hatiralar

torosların eteklerindeki köylerden gençler köylerinde fazla iş olmadığından yazları çalışmaya yakın yerlere giderler.

bu gençlerden biride ismaildi.

o adananın ilçelerinden birine gitmiş, ilçede iş ararken ilçe sakinlerinden biri ile 

inşaatında çalışmak üzere anlaşmıştır.

İsmail  gençliğinin hakkını vermekte ve bütün kuvvetiyle kendine verilen işi yapmaya çalışmakta, alacağı parayı helal ettirmek için didinmektedir.

bu sırada gözü o civarda oturan kızlardan birine takılır.

delikanlımızı o anda alev sarar.

kara sevda bu olsa gerek diye düşünür.

artık gözü bir şey görmemekte, aklına o kızın hayalinden başka birşey gelmemektedir.

ne tarafa dönse o hayal.

kız ona gülümsemektedir.

ancak normal hayatta ise durum böyle değildir.

kız onu gördüğünde hiçte memnuniyet belirtisi vermemektedir.

yüzünü çevirmekte, nereden çıktı bu münasebetsiz dercesine tavırlarda bulunmaktadır.

İsmail uzun uzadıya düşünür ve hissi aklına galebe çalar.

derki:

"hatıp hocaya gitmekten başka çarem kalmadı.

gideyim ona tesirli bir muska yazdırayım.

 bu kızın bana pas vereceği yok. ben ise onu aklımdan atamıyorum.

hatıp hocanın mutlaka benim derdime bir çaresi vardır"

ve vakit kaybetmeden köye gidip hatıp hocayı bulmaya karar verir.

inşaat sahibine acil bir haber aldığını, mutlaka köyüne gitmesi gerektiğini söyler.

inşaat sahibi delikanlıdaki durgunluğu sezmiş, var bunda bir iş diyerek izin vermiştir.

inşaattan izin alan İsmail hiç vakit kaybetmeden uçar gibi köye gider.

doğru soluğu hatıp hocanın yanında alır.

"aman hocam" der "ben böyle bir derde düştüm, ne olur bana bir çare"

hatıp hoca genci süzmekte

ve amansız derdinin çaresinin kendinde olmadığını söylemektedir.

ancak ismail laftan anlayacak gibi değildir

aman demekte başka bir şey dememektedir

sonunda hatıp hoca muhatabının muskayı almadan gitmeyeceğine kanaat getirir.

sonunda derki

"evladım ismail,

sana öyle tesirli bir dua yazacağım ki;

kız seni adana vilayetinin sınırında bekleyecektir."

ismailin ayağı yerden kesilir gibi olur.

heyecandan titrenmektedir.

ne de olsa hatıp hoca bu işin ehlidir.

yazdımı böyle tesirlisini yazar der.

hatıp hoca gider, içerden muska için gerekli malzemeleri alır, muskayı yazar.

güzelce katlar ve bunu çok iyi muhafaza etmesi gerektiğini söyledikten sonra

"uğurlar olsun" diyerek yeni zaman mecnununu yola salar.

ismail yürümemekte, adeta uçmaktadır.

Adana vilayetinin sınırındaki karşılamanın nasıl olacağını hayal etmekte,

 leylasına ne diyeceğinin hayalini kurmaktadır

sınır yaklaştıkça heyecan artar, ancak sınırın neresi olduğu konusunda bir türlü karar veremez.

çünkü adana sınırları zannettiği yerlerin hiç birisinde yavuklusu yoktur.

"muhtemelen" der "muska tesirini belirli bir yakınlıkta gösteriyor.

belkide ilçenin sınırında tesir gösterir."

ancak ilçeyede gelmiş sevdiğinden bir eser görememiştir

mahalle sınırına da razıdır ama orasıda nafile.

en son evlerinin yanına gelir.

heyecanı ümide dönmüştür.

artık ümit ederki kız onu görsün ve gülümsesin.

ancak heyhat!

kız ortalarda görünmez.

iş iyice meraka dönmüştür.

oturur kızın evden çıkmasını bekler.

ya da dışardaysa eve girmesini.

o zaman muskanın tesirini anlayacaktır.

bu son bekleyişinin de  ham hayal olduğunu anlaması uzun sürmez

kız dışarı çıkmış, onu görmüş, ancak eski tavrını değiştirmemiş hatta biraz da öfkelenmiştir kapıda beklemesine.

ismailin tüm hayalleri yıkılmış artık hisleri öfkeye dönmüştür.

hırsla mahallenin camisine gider.

hocayı bulur ve itinayla sakladığı muskayı hırsla yırtarak hocanın önüne koyar.

"hocam"der" bizim köyün hocasına yazdırdığım şu muskada ne yazıyor bir okurmusun?"

hoca muskayı alır,evirir çevirir,

doğru tarafı bulduğuna kanaat getirince yüksek sesle okumaya başlar yazılanı:

 

yağ-mur-lu bir gün-de gel-di,

ha-tı-rı-nı  kı-ra-ma-dım.

es-selamü aley-küm. 

KIZ KULESI

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

YOLCU NAMAZI ( hikaye)

4/9/2006 -Kategori: ayniyle vaki-hatiralar

Azerbaycanda bir Türk okulunda öğretmenlik yapan Dünyamin Öğretmen okuldaki Türk arkadaşlarıyla tanıştıktan bir müddet sonra namaza başlar.

Namazın nasıl kılınacağını öğrenmiş, dualarını öğrenmiştir. İlgisi artmakta hergün çeşitli meselelerde aralarında konuşmaktadırlar. Hocanın sohbetler çok hoşuna gitmekte ilgiyle anlatılanları dinlemektedir.

 

Sovyet  İttifakı dağılmış, ve ülkede ekonomik kriz hüküm sürmektedir.

Dünyamin Öğretmenin aldığı maaş ailesinin geçimine yetmemektedir.

O da her öğretmen gibi birden fazla kurumda çalışarak ailesinin geçimini temin etmeye çalışmaktadır.

İş bulduğu okullardan biri de ikamet ettiği yere 45 dakikalık yaya  mesafesinde bir köydür.

Dünyamin öğretmen o gün dersini bitirdikten sonra ikametgahına doğru yola çıkmış, ancak öğle namazını kılmadığı için acele etmektedir.

Bir süre sonra  ev okul mesafesinin uzunluğu, yolda namaz kılacağı bir mekanın bulunmaması gibi nedenlerle öğle namazını şehirde kılmaya yetişemeyeceğini anlar ve bir  çare aramaya başlar ki aklına  Türk arkadaşlarıyla yaptığı sohbetlerde bahsi geçen yolcu namazı gelir.

Dünyamin Öğretmen  kendi kendine derki:

“Biz arkadaşlarla bu konuyu konuştuk, ama nasıl kılındığını konuşmadık.

Acaba nasıl olabilir?

Herhalde yolcunun yolda giderken hem yürüyüp hem de kıldığı namazdır.”

Bu fikir aklına yatar ve öğle namazına niyet eder ve namazını kılmaya başlar.

Hem yürümekte hem namazını kılmaktadır.

10 rekat namazını bitirdiğinde, artık  namazı kaçırma endişesi gitmiş, ancak bu namazın olup olmadığı endişesi başlamıştır.

 Tesbihleri çektikten sonra dua’ya başlar .

Der ki:

“Ey Allahım, namazım geçmek üzereydi, duyduğum bir namaz çeşidini kıldım.

Ancak bilemiyorum doğrumu yaptım, yoksa yanlış mı?

Eğer kıldığım namaz olduysa önemli değil.

Ancak namazım olmadıysa ey Allahım,

Bana arabası  olan bir tanıdık gönder.

Beni şehre götürsün ve  namazımı kuralına göre düzgünce yeniden  kılayım.”

Duasını bitirip elini yüzüne götürmesiyle birlikte

Bir araba yanına yaklaşır, yavaşlar ve

“Dünyamin müellim, şehre mi gidiyorsunuz?"

 diye sorar.

 

Dünyamin öğretmen yüzünü göğe  kaldırır.

 

“Allahım başa düştüm, kıldığım namaz sehf olup”.(1)

 

 

EMINONU

 

 

1-Azeri  Türkçesiyle: Anladım Allahım, kıldığım namaz yanlış olmuş

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

BİR AJAN HATIRASI

1/9/2006 -Kategori: ayniyle vaki-hatiralar

1996 yılıydı galiba. Bir kitapçıda oturuyor, dükkan sahibiyle muhabbet ediyoruz.

Bir ara içeriye herkesin saygı duyduğu bir şahıs girdi, buyur ettiler.

Bu şahıs önce yazdığı 30’ a yakın kitaptan bahsetti.

Kırıkkaleli olunca doğal olarak milliyetçi oluyor.

Yazdığı kitaplardan bir tanesini gösterdi, derlemeydi.

Neyse lafı uzatmayalım.

Söz döndü dolaştı hoca efendinin orta asyadaki okullarına geldi.

 Bu arada hazret Fethullah hocanın okullarında çalışan 3000 amerikan pasaportlu ajanden bahsetti.

Tepem attı. Dedim ki “Ben bu okullarda öğretmen olarak çalıştım. Gelin sizle hesap yapacağız.

Doğrumu yanlışmı siz karar verin.

O gün itibariyle okul sayısı 200 idi.

Bu okullarda ortalama 200 – 300 öğrenciye sahip okullardı.

 Her birinde ortalama Türkiye’den giden öğretmen sayısı 10- 15 arasındadır.

200 ile 10 çarpsak 2000 yapar 15 i çarpsak 3000 yapar.

senin dediğin rakama zorla ulaşıyoruz.

ben bu okullarda çalışıyorum,

okullarda çalışan yabancı uyruklu adama  hiç rastlamadım

İnsaf edin ben Özbekistan’daki hocaların ve Azerbaycan’daki

hocaların hepsini  tanıyorum.

 Hiç aramızda İngiliz yada Amerikan yoktu.

 Hepsi pırıl pırıl Türk evladı.

 Siz nasıl yazar oluyor da neye dayanarak,

 hangi bordroya hangi belgeye dayanarak,

 böyle bir şeyi söylüyorsunuz

araştırmadan kulaktan dolma bilgilerle insanları karalıyorsunuz

insanlarda sizi bir şey zannedip söylediklerinize kıymet veriyor,

anlamadım” dedim.

Kem küm etti savuştu gitti.


Şimdi anlıyorum ki yazar efendi

Ortadoğu,Hergün gazetelerinde de muhtemelen aynı yalanlarını yazmış.

Masum halkda, “gazetemiz yazıyor, demek ki doğru” demişler.
Biraz Allahtan utanın biraz sıkılın.
Takdir etmenizi beklemiyoruz.
İftira etmeyin yeter.

BESIKTAS

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

AYNIYLA VAKİ

bizzat yaşadığım yada yaşayanlardan dinlediklerim

Son Yazılarım

Arkadaşlarım

Kategorilerim

Bağlantılarım

Designed by In Obscuro